• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/PolatderesiKulturYardimlasmaDernegi/
  • www.twitter.com

Forum Konuları -> Polat Deresi'nin kalkınması için neler yapılabilir?..
adil erozan
15/03/2012
19:17
POLAT DERESİ KÖYLERİNİN GEÇİM KAYNAĞI HAYVANCILIK VE AZ DA OLSA TARIMCILIKTIR.TARIMCILIK BÜYÜK ÇAPTA HAVA ŞARTLARINA BAĞLI OLUP,EKİP BİÇİLECEK TOPRAK DA AZ OLDUĞUNDAN DAHA İYİ BİR YAŞAM TARZI İÇİN HAYVANCILIĞA AĞIRLIK VERİLMESİ GEREKİR,ŞİMDİKİ KARA SIĞIR DEDİĞİMİZ SIĞIR IRKINI TERK EDİP,SÜT VE BESİYE UYGUN İYİ CİNS SIĞIR BESLEMEK GEREKİR.DEVLETİN UYGUN ŞARTLARDA HAYVANCILIK KREDİSİ VERMESİ GEREKİR.BURADA ÜRETİLEN SÜTLERİN PEYNİR HALİNE GETİRİLMESİ İÇİN MANDIRA AÇILMASI,BESLENEN HAYVANLARIN DA ET BALIK KURUMUNCA SATIN ALINMASI GEREKİR.BÖYLECE POLAT DERELİLER ÇALIŞMAK İÇİN GURBETE GİTMEMİŞ OLUR,KÖYÜNDE ÇALIŞIR,KAZANDIĞINI ŞİMDİKİ GİBİ KİRAYA VERMEMİŞ OLUR.AYRICA,BAYRAMLARDA HAYVANLARINI SATMAK İÇİN İSTANBULA GELEREK ÇEKMEKTE OLDUĞU BÜYÜK BİR SIKINTIDAN DA KURTULMUŞ OLUR.

celo
29/06/2009
16:16
BİZ GÜZEL TÜRKLER

"Türk şefkati hayvanlara bile şamildir" dedikten sonra su örneği zikrediyor:
"Hayvanları beslemek için vakıflar ve ücretli adamları vardır. Bu adamlar sokak başlarında sahipsiz köpeklere ve kedilere et dağıtırlar... Sokaktaki ağaçların kuraklıktan kurumasını önlemek için bir fakire para verip sulatacak kadar kaçık Müslümanlara bile rastlamak mümkündür..." "Kaçık”lığın kaynağını da veriyor adam:

"Birçokları da sırf azad etmek için kuşbazlardan kuş satın alırlar. Bunu yapan bir Türk’e bir gün yaptığı işin neye yaradığını sordum. Küçümseyerek baktı ve su cevabi verdi:"Allah’ın rızasını tahsile yarar." Galiba geçmişimizden uzaklaşmak bize çok pahalıya patladı. Yahya Kemal Beyatlı’nın bir tespitiyle yazımızı noktalayalım:

"Eski Türklerin bir dini hayatları vardı, dini hayatları olduğu için de çok şeyleri vardı; yeni Türklerin de dini hayatları olduğunda çok şeyleri olacak."

İki tür insan vardır:
Birinci tür insan kendine uzak yakın hedefler seçer, hamle üzerine hamle yapar, şartlar ne olursa olsun teslim olmaz, gerektiğinde hedefine kilitlenir ve sürekli koşar.

İkinci tur insan tipinin ise bir hedefi yoktur. Hedefsiz yasamaktan tatmin olmadığı için de başkalarının hedeflerini şaşırttırmaya çalışır. Başarıyı başkalarının muhtemel başarılarını engellemekte arar.
Yavuz Bahadıroğlu

celo
29/06/2009
16:15
BİZ GÜZEL TÜRKLER

Cihana örnektik:
Türkiye Seyahatnamesi'yle meşhur Du Loir'un 1650'lerdeki hükmü şöyle:
"Hiç şüphesiz ki, ahlâk bakımından Türk siyasetiyle medeni hayati bütün cihana örnek olabilecek vaziyettedir." Şefkatimiz yalnızca insana yönelik değildi, hayvanları, hatta bitkileri bile kapsıyordu. Hayata karşı saygılıydık: Bu konuda dilerseniz Elisee Recus'u dinleyelim, bize 1880'lerdeki halimizi anlatsın:

"Türklerdeki iyilik duygusu hayvanları dahi kucaklamıştır. Birçok köyde eşekler haftada iki gün izinli sayılır... Türklerle Rumların karışık olarak yaşadığı köylerde ise bir evin hangi tarafa ait olduğunu kolaylıkla anlayabilirsiniz. Eğer evin bacasında leylekler yuva yapmışsa, bilin ki o ev bir Türk evidir."(Küçük Asya,c.9)

Hayırseverdik:
Comte de Marsigli'yi tekrar dinleyelim:
"Yazın İstanbul’dan Sofya'ya giderken dağlardan anayol üzerine inmiş köylülerin yolculara bedava ayran dağıttıklarına şahit oldum." Ayni müellif, ceddimizin hayırseverlikte fazla ileri gittikleri kanaatindedir.

Şöyle diyor:
"Fakat sunu da itiraf etmeliyim ki, bu dindarane hareketlerinde biraz fazla ileri gitmektedirler. İyiliklerini yalnız insan cinsine hasretmekle kalmayıp, hayvanlara ve hatta bitkilere bile teşmil ederler."
Bu tespiti, İslâm ve Türk düşmanı avukat Guer misallendiriyor:


celo
29/06/2009
16:12
BİZ GÜZEL TÜRKLER


Medeni idik:
İngiliz sefiri Sor James Porter ise, 1740'larin Türkiye’si için şunları söylüyor:
"Gerek İstanbul’da, gerekse İmparatorluğun diğer şehirlerinde hüküm suren emniyet ve asayiş, hiçbir tereddüde imkân bırakmayacak şekilde ispat etmektedir ki, Türkler çok medeni insanlardır."

Dosdoğruyduk:
Fransız generallerden Comte de Bonneval ise, su hükmü veriyor:
"Haksizlik, murabahacılık, inhisarcılık ve hırsızlık gibi suçlar, Türkler arasında meçhuldür... Öyle bir dürüstlük gösterirler ki, insan çok defa Türklerin doğruluklarına hayran kalır."

Hırsızlık nedir bilmezdik:
Fransız müellif Dr. Brayer, 1830'larin İstanbul’unu getiriyor önümüze: "Evlerin kapısının şöyle böyle kapatıldığı ve dükkânların çoğunlukla umumî ahlâka itimaden açık bırakıldığı İstanbul’da her sene azami beş-altı hırsızlık vakası görülür."

Ubicini Dr. Brayer'i şöyle doğruluyor: "Bu muazzam payitahtta dükkâncılar, namaz saatlerinde dükkânlarını açık bırakıp camiye gittikleri ve geceleri evlerin kapısı basit bir mandalla kapatıldığı halde, senede dört hırsızlık vakası bile olmaz. Ahalisi sırf Hıristiyan olan Galata ile Beyoğlu’nda ise hırsızlık ve cinayet vakaları olmadan gün geçmez."

Naziktik:
Edmondo de Amicis isimli İtalyan gezgini, yine 1880'lerin "biz"ini anlatıyor bize:
"İstanbul Türk halkı Avrupa’nın en nazik ve en kibar insanlarıdır. Sokakta kavga enderdir. Kahkaha sesi nadirattan işitilir. O kadar müsamahakârdırlar ki; ibadet saatlerinde bile camilerini gezebilir, bizim kiliselerde gördüğünüz kolaylığın çok fazlasını görürsünüz."


celo
29/06/2009
16:10
BİZ GÜZEL TÜRKLER

Faziletliydik:
Kimsenin malına, mülküne göz dikmezdik. Kimsenin namusuna yan bakmazdık. Hırsızlık nedir bilmez, dilenciliği meslek edinmez, kimseyi de küçümsemezdik.

İtibarlıydık:
Bir zamanlar Hollanda Ticaret Odası’nın toplantılarında oylar eşit çıkınca Osmanlılarla alışverişi olan tüccarın oyu iki sayılır, onun dediği olurdu.

Temizdik:
Yere bile tükürmezdik. Hatta Osmanlı askeri teşkilatını Avrupa'ya tanıtmasıyla meşhur Comte de Marsigil, yere tükürmedikleri için atalarımızı şöyle eleştiriyor:
"Türkler hiçbir zaman yere tükürmezler. Daima yutkunurlar. Bunun için de saçlarında sakallarında bir hararet olur ve zamanla saçları, kaşları, sakalları dökülür."

Çevreciydik:
Kurak günlerde ücretle adamlar tutup sokaktaki ulu ağaçları sulatır, göçmen kuşların yorgunluk atması için sıcak altlarına kuş sarayları yapardık. Bunlara öyle çok örnek var ki, saymakla bitmez.

Harama el sürmezdik:
Fransız müellif Motray, 1700'lerdeki halimizi söyle anlatıyor:
"Türk dükkânlarında hiçbir zaman tek meteliğim kaybolmamıştır. Ne zaman bir şey unutsam, hiç tanımadığım dükkâncılar arkamdan adam koşturmuşlar, hatta birkaç kere Beyoğlu’ndaki ikametgâhıma kadar gelmişlerdir."